Öfke, tüm insanların farklı doz ve sıklıkta hissettiği, uygun ifade edildiği takdirde son derece sağlıklı bir duygudur. Fakat kontrolden çıkıp hem kişinin kendisine hem de çevredeki kişilere zarar veren, yıkıcı bir hale geldiğinde gerek sosyal gerek akademik yaşamda sorunlara neden olmaktadır.
İnsanlar neden öfkelenir?
Engellendiğinde, haksızlığa uğradığını düşündüğünde, bir tarafı incindiğinde yada yaralandığında, tacize uğradığında, hayal kırıklığında, saldırıya uğradığında, kendini tehdit altında hissettiğinde insanlar öfkeleniyor.
Aynı yetişkinler gibi, çocuklar da bu nedenlerle öfkelenir.
Çocukların öfkelenmesinde, bunlara ek olarak başka değişkenler de rol oynar.
Zaman zaman çocuklar, dünyayı onların bütün isteklerinin anında yerine getirilmesi gereken bir yer olarak görebilirler. Bu durum sınırların yeterince belirli olmadığı, aile içi rollerin karıştığı ortamlarda daha sık ortaya çıkabilir. İstekleri yerine getirilmediğinde çığlık çığlığa bağırabilir, teselli edilemez şekilde ağlayabilir, kendilerini yerlere atabilirler. Bazıları karşısındaki kişilere zarar verecek davranışlar içine girebilirler.
Çocukların bu öfke gösterisi ise, bakımlarından sorumlu yetişkinleri çileden çıkartan nedenlerin başında gelir.
Öfkeyi doğru şekilde ifade edebilme becerisine “öfke kontrolü” denir.
Yani saldırgan davranışlar sergilemeden, sözlü veya fiziksel şiddet kullanmadan, çocuğun kendisine ve çevresindekilere zarar vermeyecek şekilde duygusunu ifade etme becerisi olarak tanımlayabiliriz.
Öfkeyi mutlaka ifade etmek gerek. Doğru bir şekilde ifade edilemeyen öfke, şiddete dönüşür. Öfkeyle hareket ettiğimizde istemediğimiz kadar sert davranır, sonra o kadar pişman oluruz ki, bu davranışımızı, gereksiz tavizlerle telafi etmeye uğraşırız.
Sevgili küçüklerimiz bunu çok çabuk fark eder, ve bizim bu zaafiyetimizi işine yarayacak şekilde kullanmak konusunda da hızla ustalaşır
Öfkeyi kontrol edebilmek için ilk adım, duygularımızı sözel olarak ifade edebilmektir. İletişimde kullandığımız sözcükler ve konuşma biçimimiz, karşımızdakiler üzerinde farklı etkiler bırakır.
Söyleme şeklimiz, bazen söylediklerimizin önüne geçer.
Oysa duygularımızı, karşımızdakini kırmadan, incitmeden anlatmanın çok kolay yolları var…
- Çocuklarımıza söylemek istediğimiz şeylerde, mesajlarınızı davranış üzerine yoğunlaştırın, çocuğun kişiliği üzerine değil…
Örneğin: “saygısızsın, herkesin seni beklemesinden rahatsız olmuyorsun” desek çocuğumuz nasıl tepki verir, “seni bekledik, zamanında gelmediğin için yemekler buz gibi oldu” desek nasıl bir tepki verir acaba
- Doğrudan ve belirgin ifadeler kullanın
Yukarıdaki örnek üzerinden gidecek olursak, “eve zamanında gel, yemeğe geç kalma” ne demek, açıkça tanımlamazsak çocuğumuz bizim ne kastettiğimizi anlamayabilir. Geç ne demek, zamanında ne demek, açıkça ifade edersek, doğru anlaşıldığımıza emin olabiliriz.
Bu durumda, örneğin, “saat 7de yemek yiyeceğiz, en geç 6de evde olmanı istiyorum” dediğimizde anlaşılmayan bir nokta kalmadığına emin olabiliriz.
- Normal sesinizi kullanın
İletişimde sesimizin yükselmesi, kontrolü kaybettiğimizi gösterir. Kendimizi doğru ifade etmek istiyorsak, normal ses tonumuzla konuşmamız daha etkili olacaktır.
Öfkeli davranışın başlıca nedenlerinden biri, kendimizi istediğimiz gibi ifade edememek demiştik.
Karşımızdakini kırmadan duygularımızı söyleyebilmenin yollarından biri de, ben dili.
Ben Dili’nin üç temel öğesi var…
- Davranışın tanımı
- Davranışın somut etkisi
- Bu davranış karşısında bizim duygularımız…
Diyelimki komşunuz oturmaya gelmiş, sohbet ediyorsunuz, çocuğunuz da durmadan kolunuzu çekiştiriyor…
“öffff bi rahat bırak”
“git oyuncaklarla oyna”
“işte böyle bu çocuk, iki laf ettirmez kimseyle…”
…
Dediğimizde çocuğumuz nasıl tepki verir?
“Konuşurken kolumu çekiştirdiğinde ne seni anlayabiliyorum, ne arkadaşımı, sözümü bitireyim, seni dinleyeceğim”
Dediğimizde nasıl tepki verir acaba
Ben dili, bozulmuş iletişimde sorumluluğu üzerimize almamızı sağlayan bir yöntemdir.
“Çok sert konuşuyorsun” dediğimizde sorumluluk karşımızdakinde, onu suçluyoruz..
Oysa, “böyle konuştuğunda çok kırılıyorum” dediğimizde, sorumluluk bizde…
“anlıyormusun” dediğimizde, sorumluluk karşımızdakinde Ben anlatıyorum ama sen anlayamıyorsun demiş oluyoruz…
Oysa, “anlatabiliyormuyum” dediğimizde, sorumluluğu üzerimize almış oluyoruz….
Söylediklerimiz aynı, ama söyleme biçimi değişince kavga çıkartabilecek bir söylem, sorunu çözmenin ilk adımı haline gelebiliyor.
“Çok dağınıksın, eşyalarını ortalığa atıyorsun” yerine
“Eşyalarını ortalığa attığında takılıp düşecek gibi oluyorum”
“Her zaman geç kalırsın zaten” yerine,
“Hava karardıktan sonra sokakta kalman beni endişelendiriyor”
“Müziğin sesini bu kadar açtığında seni bile duyamıyorum…”
“Hep bir ağızdan konuştuğunuzda hiç birinizi anlayamıyorum…”
Etkili iletişim, duyguların ve düşüncelerin suçlamadan, yargılamadan iletilmesiyle mümkün olur.
Suçlayan/yargılayan mesajlar, karşımızdakini, kendini savunmak zorunda bırakacaktır.
Eleştirilen, suçlanan kişi ise misillemeye hazırlandığından, sağlıklı ilstişim fırsatı kaçmış demektir.
Tüm bunlara rağmen, öfkelendik diyelim… Olmayacak şey değil
İşte o zaman, yapılacak en iyi şey, mola almaktır. Kızgınlığınızın öfkeye dönüşeceğini düşünüyorsanız, mümkünse bulunduğunuz ortamdan uzaklaşın. Başka bir odaya geçmek, kısa bir süre dışarı çıkmak gibi… İki taraf da öfkeliyken alınacak kısa bir mola, öfkenin şiddete dönüşmesini önler.
Öfke Krizi Yaşayan Çocuğun Ebeveynlerinin Tutumları Nasıl Olmalı?
Çocuğumuzun kızdığı zaman öfke krizine girmek gibi bir alışkanlığı varsa;
Çocuğun öfkeli olmadığı, ortamın huzurlu olduğu bir zamanda bir aile meclisi toplayıp bu davranışın kabul edilemez olduğunu açıkça anlatmak gerek.
Önce kısaca ve açıkça anlatacağız.
“Bundan sonra, istediğin şeyleri ağlayarak anlatmanı istemiyorum, anlaştık mı oğlum…”
“peki ağlarsan ne yapalım?”
“ağlamak istiyorsan ağlayabilirsin, ama ortalıkta değil. Ağlamaya başladığında seni odana götüreceğim, orada istediğin kadar ağlayabilirsin. Ağlaman bitince çıkabilirsin.”
Verilmesi gereken mesaj verildi, çocuğun ağlama sonucunda başına gelecekler belli oldu…
Bundan sonra yapılması gereken şey, kararlılıkla dediğimizi uygulamak olmalı.
Çok ağladı, kusacak…
Ah tıkanacak…
Kendine zarar verecek…
Düşüncesiyle çocuğumuzu ağlaması bitmeden odadan çıkarırsak, bir sonraki kriz çok daha şiddetli olacaktır…
Buradaki anahtar sözcük, kararlılık…
Sert olmadan gösterilecek kararlılık, çocuğumuzun sınırını öğrenmesini sağlayacak ve evimize huzur getirecektir.
AYŞEGÜL NEFTÇİ
Uzman Psikolog
www.fvcpsikiyatri.com